APOSTROPHE NEW YORK

outside440 2013

Ecem Aslan : Apostrophe’un galeri, club, daire ve berber dükkanı gibi mekânları bir araya getiren bir oluşum olduğunu biliyorum, siz de onu bir “evren” olarak tanımladınız. Apostrophe’un günümüz sanat dünyasındaki yerini/rolünü nasıl tanımlıyorsunuz? Onu genel olarak nasıl konumlandırıyorsunuz?

Ki Smith : Çağdaş sanat dünyası sıklıkla belli mekânların ve sanatçıların ününün etkisi altında kalıyor. Apostrophe dikkati tekrar sanatın üzerine çeken bir güç görevi görüyor. Bu ise statükonun ötesine geçmeyi ve farklı bağlamlar dahilinde çalışmayı gerektiriyor. Aposthrope, kamusal alanı kullanarak, mekânla ve insanların tepkisiyle multimedya etkinlikler vasıtasıyla ilişkiye girerek, varsayılan izleyici kitlesinin ötesine ulaşmayı başardı.

opening 2013

E.A: Son iki serginizde (Kamyon Sergisi ve Metro Sergisi) resimleri galeri ortamının dışına çıkarıp daha etkileşimli mekânlara koydunuz. Aynı zamanda bir sonraki projeniz olan “Base 12” de benzer özellikler içeriyor. Sanatın erişilebilirliği nasıl oldu da sizin için bir mesele hâline geldi?

K.S: Sanırım erişilebilirlik Aposthrope için her zaman önemliydi. Erişilebilirlik, farklı sanat alanlarının birbirleriyle etkileşimini teşvik ediyor ve daha yaratıcı bir sanatsal gelişimin ve anlayışın kapılarını aralıyor. İlk mekânımızı kapattıktan sonra dahi erişilebilirlik bizim için önemini yitirmedi. Bir mekânı “galeri” yapan şeyin ne olduğunu, uzamsal bağlamın ve izleyici tepkisinin sanat ile nasıl etkileşime girdiğini irdelemeye başladık.

Truck Show (Art-Hop) 2

E.A: Sanatı metro istasyonundaki izleyiciler için daha erişilebilir hâle getirmenin yanısıra, sanatçıları da bizzat sergi sürecine dahil ettiniz. Örneğin kendi resimlerini taşıyıp astılar. Bu alışıldık bir sergi kurulum biçimi değil. Bunun avantajları ve dezavantajları sizce neler oldu?

K.S: Metro sergisi kamusal alanda yapıldı, ve bu yüzden metroya binmekten tutun da, çalışmaların asılmasına kadarki tüm süreç sadece küratöryel değil, aynı zamanda kareografik bir çalışmaydı. Bunun daha bütünsel bir sanat deneyimine yol açmak, sanatın üretim ve sergilenme süreçleri arasında bir geçiş sağlamak gibi avantajları var. Aynı zamanda sanat deneyimini daha şeffaf hâle getiriyor, sergileme sürecinin gizemini ortadan kaldırarak insanların sanatın kendisine odaklanmasına izin veriyor.

subway-show-3

E.A: “Base 12” projeniz için İspanya, Londra ve Türkiye’den farklı mekânlar seçtiniz. Bu seçim sürecindeki kriterleriniz neydi? Bu ülkelerin veya mekânların “Renegade Art Project” için daha uygun olduğuna nasıl karar verdiniz?

K.S: Barselona, İstanbul ve Londra’yı seçtik, çünkü bizce bu kentlerin her biri önemli bir “sanat şehri” türünü temsil ediyor. Barselona bir sanatçı şehri, ve birçok büyük sanatçıyı dünyaya getirmesinin yanısıra kültürel bir çekirdek olma rolünü sürdürüyor. İstanbul, nispeten yeni olan ve giderek önem kazanan çağdaş sanat çevresiyle oldukça heyecan verici bir şehir; birçok önemli sanat fuarına ev sahipliği yapmakla kalmıyor, aynı zamanda tıpkı New York gibi çeşitli kültürlerin ve sanatların birbiriyle kaynaştığı bir kent. Londra ise birçok açıdan New York’un kardeş şehri gibi; birçok katmana, çok sayıda büyük galeriye, yeni kurulan sanat mekânlarına ve önemli sanat fuarlarına sahip.

 

paylaş/share...Share on FacebookShare on Google+Pin on PinterestTweet about this on TwitterShare on LinkedIn
Loading...