BELGİN YÜCELEN

Öncelikle kendinizden biraz bahseder misiniz ? 

Heykel, yerleştirme, film ve baskılar yapıyorum. İnsanların kişisel olarak bağ kurabilmesi için çok fazla detayı ya da bir talimatnamesi olmayan sade ve bütün formlar üretmeyi hedefliyorum. Çoğunlukla yıllar süren gözlem ve araştırmalarımın sonucu gelişmiş bir tema var. İlgilendiğim çok sayıda konu var ama kendimi en çok zaman kavramına geri dönmüş buluyorum. Tarih, antropoloji, felsefe, teoloji, mimarlık ve diğer disiplinlere referans vererek zaman içinde kültürel değerlerdeki kaymaların izini sürmekle ilgileniyorum. Amacım etrafı şimdiki manzarada varolan kural ve değerlerimizin geçmişte nasıl şekillendiği ve geleceğin bunları nasıl şekillendireceği ile meşgul etmek. Aynı zamanda Suriye’deki savaş, mülteciler, İslami ülkelerde hakları olmayan kadınlar gibi güncel konularla da ilgileniyorum. Ama aynı zamanda hayali insanların oldukça keyif duyduğum hayali masallarını da yaratıyorum.

Size  bir yerleştirme ve on beş adet bronz heykelden oluşan “Journey of a Thousand Years/ Bin Yıllık Macera” adlı eserimden birkaç örnekle ilgili konuşarak tüm bunlarla ne demek istediğimi açıklayayım. Bu sergi kişiliğin zaman içinde nasıl şekillendiğinin bir analiziydi. Aynı zamanda kendimizi bilmenin ve böylece hayattaki amacımızın ne olduğunu belirleyebilmemizin ne kadar önemli olduğunu da vurgulamak istemiştim. Yerleştirme eser “Prova Aynaları” farklı seyirciler önünde oynadığımız rollerle ilgiliydi. 1,20 x 2,50 metrelik büyük bir eserdi ve bir pandomimcinin yüzünün üzerine hakkedilmiş altın rengi aynalar içeriyordu. Adeta prova ediyormuşçasına yerleştirmeye baktığınızda sanat eserinin bir parçası haline gelmiş kendi parçalanmış görüntünüzü görüyordunuz. Her bir heykel ya su yüzeyinde ya da bir aynada kendi yansımasına bakıyordu. Aynaların üzerinde anılar, değerler, inançlar, yanlış kimlikler ve bizi tanımlayan diğer şeyler gibi “kişiliğin” başka özelliklerini temsil eden hakkedilmiş göründüler vardı.

“Words/Kelimeler” bir yerleştirme ve işitsel bir sergiydi. Birbirimizi daha çok dinlemek ile ilgiliydi. Çocukken okuduğum ve eğer sözcükleri işitilmezlerse gökyüzünde ve tavanda sonsuza kadar uçacağını hayal etmeme yol açan bir şiirden ilham almıştım. Bu yüzden bir Japon tekniğiniyle yaptığım 350 transparan kürenin sözcükleri temsil ettiği bu yerleştirmeyi oluşturdum ve bunları tavandan astım ki hava akımıyla salınsınlar. İşitsel kısmında insanların bazı kişisel sorulara verdiği yanıtları duyuyordunuz. Bu sorular kim oldukları ve kendilerinde neyi değiştirmek istedikleriyle ilgiliydi. Pek çok insan için zordu ama hepsi de cevap verirken son derece dürüsttü. Geçen sene bu serginin Şikago’daki açılış gecesi sırasında bir anne ve kızı geldi. Onlara neden ilham aldığımı söyledim. Ardından 4-5 yaşında olan kız kürelerin konuşup konuşamadığını sordu ve yüzden bazı insanların sanatıma ve hayal gücüme inandığını bilmek beni çok memnun etti.

“Floating Children/Salınan çocuklar” çocukların savaş zamanlarındaki kırılganlıklarını göstermeyi hedefliyordu. İrlandalı bir fotoğraf muhabiri olan Brian Rutter ile işbirliği yaptım. Onun şeffaf kumaşlar üzerine bastığım fotoğraflarını rüzgarda salınıyormuş gibi görünecekleri biçimde astım. 18. yüzyılda Japon Torki Kiyohiro’ya ait, mektupları ani bir rüzgarla sürüklenip giden bir kadını yaptığı tahta basma kalıptan esinlenmiştim. Çocuklarında sürüklenip gidebileceği ve kaybolabileceğini anlatmak istemiştim. Yani bu daha çok neden-sonuç ilişkisini gösterme niyetiyle yapılmış bir sanat eseriydi.

(Son iki paragrafın özeti: İşitsel bir unsur da içeren “Words/Kelimeler” yerleştirmesi insanları birbirlerini daha iyi dinlemeye teşvik etmeyi amaçlıyordu. Foto muhabiri Brian Rutter ile bir işbirliğinin ürünü, salınan şeffaf kumaş üzerinde Suriyeli çocukların fotoğraflarını içeren “Floating Children/Salınan Çocuklar” enstelasyonu savaş zamanlarında çocukların kırılganlığından bahsetme biçimimdi.)

Eserlerim 2018 Moon and Starts Project Grant, 2018 Executive Level ve 2017 Clark Hulings Fund’ın Fellow for the Business Accelerator Program, KALID 2018 Kristal Martı ödülü ve Hemera Foundation 2017 Tending Space Fellowship for Artists de dahil olmak üzere belli başlı burs ve ödülleri kazandı. Aynı zamanda National Sculpture Society’nin (NSS) seçilmiş bir ÜYE’siyim. Eserlerim Artour International, Amplified ARt Network, Fort Morgan Times, Pittsburg Articulate, The Tribune Review; Les Femmes Folles, the Daily Caera, Chicago Reader, The Examiner ve Reporter Herald’da kapsamlı bir biçimde yayınlandı.

Kişisel sergilerim Customs House Museum, Clarksvile, TN (2020); BoxHeart Gallery, Pittsburgh, PA (2019); Helena Davis Galleri, Arspace Richmond, VA, (2018); Arts/Harmony Hall, Fort Washington, MD; Light Space & Time Art Gallery; Dole Mansion, IL (2017); Memorial Hall Galleries, Chadron, NE (2016); CACe Gallery of Fine ARt, Fort Morgan, CO (2015); Smith Klein GAllery, Bouolder, CO (2014); Consortium816 Gallery, Denver, CO (2012) ve Denver Performance Art Complex’de, Denver, CO (2004) düzenlenmektedir.

Benim eserlerimi de içeren bazı grup sergileri Susquehanna Art Museum, Harrisburg, PA; Foundry ARt Center, Saint Charles, MO; Pollak Gallery, Monmouth University, West Long Branch, NJ (2018); Sarah Spergeon Gallery, Central Washington University, WA; Core New Art Space, Denver, CO; Irving Arts Center, TX; Spark GAllery, Denver, CO; Ground Floor Gallery Nashville, TN; Allegany Arts Council, Cumberland, MD (2017); Brookgreen Gardens, SC; Maryland Federation of Art Summer Annex, Annapolis, MD; Core Annex CAllery, Denver, CO; ARmaggan Galeries, İstanbul, Turkey (2016); Lacuna Galleries, Santa Fe, NM; Hillard Gallery, Kansas City, MO; Loveland Public Library Galleria, Loveland, CO; The Studio Door, San Diego, CA; Box Heart Gallery, Pittsburgh, PA (2015); Open Studios, Boulder, CO (2014); Bunzl Gallery, Highlands, NC; Bell Studio Gallery, Denver CO; Sculpture in the Park Show, Loveland, CO (2013); Women’s Works at Woodstock, IL; BJ at the Spoke Gallery ; Hilton-Asmus GAllery, Chicago, IL; Littleton Museum, CO, SOFA Chicago, Chicago, IL; Elinoff Gallery, Telluride CO (2012); Art at the Rive Market, Little Rock, AR; Rembrandt Yard Gallery, Boulder, CO (2011) ve Event Gallery’yi, Denver, CO (2009) kapsamaktadır.

Enstalasyon ve diğer çalışmalarınızda görüldüğü üzere Osmanlı ve İslam tarihi ile ilginiz yoğun ölçekte görülmekte. Bu yatkınlığınızdan ve sebeplerinden bahseder misiniz?

Geleneksel kilim yapımı ve seramik gibi Türk kültürel sanat eserleri, mitleri ve şirinden büyüleniyorum. Aynı zamanda kutsal mekanlardaki Islam mimarisi, geometrik desenler ve ritmik sekanslarla da ilgileniyorum. Ancak ilgi alanım Türk-İslam kültürü ve tarihi ile sınırlı değil. Eserlerimde Asya ve Afrika kültürlerinin etkisini bulabilirsiniz. Mesela Time/Zaman” başlıklı serimde bir nesnenin kırıklarını geçmişinin bir parçası olarak tamir etme işlemi olan kinstugi denilen bir Japon tekniğini kullanarak altın kakmalı bronz heykeller yaptım. Ayrıca bazı yerleştirmelerimde Japon kumaş işleme tekniklerini kullandım. Taş heykellerimde Afrika sanatının etkilerini görebilirsiniz.

Taklit etmektense yenilikler yaparak ve yeniden tasarlayarak tarihi şimdiki zamana taşımakla ilgileniyorum.

Mesela “Clothes from the Past/Mazinin Kıyafetleri” sergisinde çağdaş bir form içinde eski kültürlerin ince zevkini sunmak istedim. Bu yüzden metal kullanarak 17 ve 19. yüzyıllar arasında Türkiye ve Avrupa’da kadın ve çocuklar tarafından giyilen kıyafetleri yeniden yarattım. Ayrıca Türkiye’den ve Asya’nın diğer bölgelerinden topladığım malzemeleri süsleme olarak kullandım. Kullandığım metaller her ne kadar uzaktan iyi kalite kumaşlar gibi görünüyorlar da olsa aslında endüstriyel metallerdi. Temel olarak pirinç, bakır, paslanmaz çelik ve monel alaşımıydılar. Bazı örneklerde bunlara tekrar işlem uyguladım ya da yeni renkler ve dokular yaratmak için kimyasallar uyguladım. Ardından kendi tasarımlarım olan çağdaş süslemeleri bunlara ekledim. Yazılı kaynaklardan, minyatürlerden zamanın motif, kumaş ve kıyafet modelleri üzerine geniş çaplı bir araştırma yaptım ve bunları yarattığım süreçte çok mutlu oldum çünkü bu sanki tarihte geriye gitmek ve bunların hepsini günümüze taşımak gibiydi.

Kendi tasarımlarımı eklerken geçmiş ile günümüz arasında bir diyaloğu teşvik ediyormuşum gibi hissettim.

Aynı zamanda baskı ve yerleştirmelerimde kullandığım diller ve kaligrafi ile de ilgileniyorum. Arapça harfleri baştan çıkarıcı buluyorum. Bu dilde bir yazı okunaklı olmasa bile yalnızca varoluşu bile çok güçlü bir estetik mesaj veriyor. Arap harflerine ek olarak Japon el yazısını, Çince yazı karakterlerini ve antik dilleri de çekici buluyorum.

Geçen sene “Overwritten Scripts/ Üstüne Yazılmış El Yazıları” adını verdiğim on beş adet büyük mono baskı yaptım. Birinde İbranice İncil, Yunanca ve Aramca Yeni Ahit elyazmaları ve Arapça Kur’an’dan metinler bastım. Şu an başkalarına göre sönük izler olarak ayakta kalabilmiş antik elyazmaları olan yeniden yazılmış parşömenlerden ilham alan bir yerleştirme yapıyorum.  Ayrıca İslami mimariyle de mesela oyma ahşap kafes işi içeren projeksiyonlar olan masharabiyalar kullanıyorum.

Heykel çalışmalarınızda zamanı temel düşünce perspektifi olarak ele aldığınız gözükmekte. Zamanın kırılganlığına ve geçiciliğine değindiğiniz birçok çalışmanız bulunmakta. Peki size göre insan geçmiş, şimdi ve gelecek arasında nasıl bir yol izlemelidir.

Fransız felsefeci Henri Bergson zamanı her bir anı bir öncekinin bıraktığı anıları içeren sürekli bir akış olarak tanımlamaktadır. Ben belli bir zaman içinde meydana gelen bu ilişkiler, bağlantılar ve değişimlerle ilgileniyorum. Bunlar hem bireylerin hem de kültürelin geçirdiği değişimler olabilir. Mesela kendi kişiliğimizde yaşadığımız değişiklikler ya da değerler, kurallar, gelenekler, moda ve hatta güzellik konseptindeki değişiklikler çok ilgimi çekiyor. Zaman içinde olan bu kaymaların izini sürmek için tarih, antropoloji, teoloji, felsefe, mimari ve diğer disiplinlere başvuruyorum.

On bir bronz heykel içeren “Time/Zaman” serimde farkında olma ve anda bulunmanın önemini vurgulamak istemiştim. Heykellerde saat ya da zamana dair bir referans vardı. Ve her bir anın kırılganlığına işaret etmek için heykellerin hepsine eski nesnelerdeki çatlakları onarma tekniği olan bir Japon yaklaşımı uyarınca altın ekledim. Otobiyografik kısa filmimde Türkiye’yi terk edip ABD’ye taşındığımda hayatımda meydana gelen değişiklikleri göstermek istedim.

Bir yerleştirme ve on beş adet bronz heykel içeren “Journey of a Thousand Years/ Bin Yıllık Macera” kendiliğin zaman içinde nasıl şekillendiğine dair bir analizdi. “Overwritten Scripts/ Üstüne Yazılmış El Yazmaları” dini yazıların sosyal ve kültürel kuralları kadınları temel haklarınından mahrum edecek bir biçimde nasıl manipüle edildiğini ayrıntılandırmaktadır.

Ve yeni projem “A Dialogue Between Past and Future / Geçmiş ve Gelecek Arasında Bir Diyalog” geçmiş ve geleceğin şimdiki zaman içinde nasıl bir araya geldiği ile ilgili. En yeni unsurlarla klasik Yunan heykelinin güç ve zarafetini betimlediğim bir dizi eser yapıyorum. Ve nedeni şu; tüm teknolojik gelişmeleriyle geleceğin ne kadar heyecanlı olduğunu biliyorum. Ancak aynı zamanda hayatın anlamını şekillendiren duyarlı ilişkileri tanzim eden kural ve değerlerimizle ilgili de tutkuluyum.Heyecan verici geleceğe doğru hareket ederken yüz yüze ilişkiyi ve insani samimiyeti teşvik eden değerlerimize tutunabildiğimiz bir şimdiki zamanın olası olduğunu göstermek istiyorum. Bu yalnızca güçlü işbirlikleri ve fonlarla mümkün olabilecek kapsamlı bir proje, bu yüzden şu an partnerler buluyorum. İnsanın hayatın anlamını şekillendiren kural ve değerlere tutunurken şimdiki zamanda yaşaması ve anın içinde bulunması gerektiğine ve yine de gelecekle ilgili  heyecanlanabileceğine inanıyorum.

Çalışmalarınıza yurtiçi ve yurtdışında yer vermektesiniz. Peki bu durumda siz kendinizi ve çalışmalarınızı neresi ile daha çok bağdaştırmaktasınız?

Her sene yazın harika günlerinde İstanbul’a dönmüş, vapura binmiş olmayı ve eski aşina olduğum muhitlerde bir ziyaretçi olmanın hafifliğiyle çay içmeyi nasıl da çok seviyorum! Elbette her seferinde tekrar ettiğimiz anılar ve eski hikayelerin yanında doğduğum ve büyüdüğüm Türkiye ile kendimi bağdaştırıyorum. Ve aynı zamanda çok sık değişen bir peysajı da olsa ait olmanın verdiği bir güven duygusu da var. Ama olduğum yer yaşamayı tercih ettiğim yer. Burada başka herhangi bir yerde olduğundan çok evimdeyim. Ancak yolculuklarımız esnasında kendimi ait hissettiğim başla yerlerle de karşılaşıyorum. Mesela Japonya. Japonya’yı ziyaret ettiğimiz ve gelenekle dokunmuş saygıdeğer hayatlar yaşayan Japonlarla buluştuğumuz her sefer kendimi dünyaya daha bağlı hissediyorum. Bu yüzden belki de belli bir yere gerçekten de ait değilimdir.

Heykellerinizin çoğunda gri renkten esinlenmişsiniz. Zaman ile gri rengi bağdaştırmaya yöneldiğimde arada kalmışlığı ve donukluğu hissettiren tasvirler arasında kalıyorum. Siz bu çalışmalarınızı oluştururken renk ile nasıl bir bağlantı kurdunuz?

Heykellerimde renkten çok biçimle ilgileniyorum. Bu yüzden bence sakin bir renk olan gri rengi kullanıyorum. Heykelin formunu alıp götürmüyor. Aynı zamanda bu rengin heykellerimde, yerleştirmelerimde ve baskılarımda büyük ölçüde kullandığım altın rengi ile yarattığı kontrastla da ilgileniyorum. Tarihte altın pek çok kültürde kutsal kabul edilmiştir ve kadim halklar tarafından Tanrılar ve ölümsüzlük ile ilişkilendirilmiştir. Bence zamansızlığı, asaleti ve ebediyeti sembolize ediyor.

RÖPORTAJ: DENİZ KILIÇ

paylaş/share...Share on FacebookShare on Google+Pin on PinterestTweet about this on TwitterShare on LinkedIn
Loading...