HER DÜŞENİN KANADI YOKTUR

A 4532335

HER DÜŞENİN KANADI YOKTUR

9 Haziran–18 Eylül 2016

Küratör: Selen Ansen

Arter’de 9 Haziran–18 Eylül 2016 tarihleri arasında “Her Düşenin Kanadı Yoktur” başlıklı bir grup sergisi yer alıyor. Bas Jan Ader, Phyllida Barlow, Cyprien Gaillard, Ryan Gander, Mikhail Karikis & Uriel Orlow, Void ve Anne Wenzel’in eserlerini biraraya getiren serginin küratörlüğünü Selen Ansen üstleniyor.

“Yerçekimi” ve “ağırlık/vakar” kavramları etrafında geliştirilen “Her Düşenin Kanadı Yoktur” isimli sergi, düşme eylemini fiziksel bir düşüş, beceriksizlik ya da yetersizlikten kaynaklanan bir sonuç, veya kötü yazgının/lanetin getirdiği kaçınılmaz son gibi ilk çağrışımlarının ötesine geçerek ele alıyor. Her şeyin her an düştüğü ve düşmeye devam ettiği fikrinden hareket eden sergi, bir toz zerreciğinin onu yere inmeye zorlayan kaderiyle dilimizin ucundan dökülüveren sözcüklerin kaderini birbirine bağlayan ortak bir koşula işaret ediyor ve maddesel olsun ya da olmasın her şeyi düşmeye zorlayan bu ortak zeminde, beklenmedik ile sıradan olanı birbirine bağlayan baş döndürücü bir hareketin üretici gücünü açığa çıkarmayı amaçlıyor. Sergiye omurgasını veren düşme eylemi, gerçekliğin yüceltilmesine dayalı bir sanat geleneğinden uzaklaşarak, yüzeyle meşgul olan ve dipte olmayı kabullenen bir sanatsal jestin izini sürmeyi mümkün kılıyor –daha iyi düşebilmek ve yenilebilmek için.

Yükseliş ve düşüş arasındaki dengeye odaklanan sergi, en kişisel izleklerden tüm beşeri yapı(t)lara, hatta toplumların seyrine uzanan bir ölçekte çöküşün sürekliliğini araştırıyor. Yerçekiminin gücünü açığa çıkaran sergideki işler, kendi zamanlarına tanıklık eden ve mit kökenli gelenekten uzak yükseliş ve inişler sunarak tüm zamanlara ait ve tarihsel sınırları aşan bir dinamiği bağlam içine yerleştiriyorlar.

Phyllida Barlow, çarpma kavramından hareketle ürettiği mekâna özgü iki yerleştirmeyle çok katmanlı bir “manzara” inşa ediyor. Barlow’un mekâna yayılan yerleştirmesi mevcut mimari yapının içindeki fiziki kuvvetleri ve duygusal gerilimleri vurgularken, Mikhail Karikis ve Uriel Orlow’un terkedilmiş bir kömür madeninde kaydettikleri video çalışmasında, toprağın altındaki sesler, geri çağırdıkları anılarla beraber yüzeye çıkıyor ve izleyiciyi yeraltı dünyasına adım atmaya davet ediyor.

Ryan Gander’in yerleştirmesi, Piet Mondrian ile Theo Van Doesburg arasında dik açılar üzerine yaşanan tarihi bir ihtilafı mekânsal bir mücadeleye tercüme ediyor. Hepsi ayrı yerlerden fırlatılmış gibi görünen yüzlerce siyah ok, sergi mekânını bir savaş alanına dönüştürüyor. Yolların ve yönlerin çeşitliliğine bir övgü niteliğindeki bu yapıt, gerçek ile kurgunun çarpıştığı bir sahne sunarken, aslında mutlaklığın ve dikeyliğin otoritesinden başka hiçbir şeyin düşmekte olmadığı bir alan yaratıyor.

Sergide ayrıca Bas Jan Ader’in sanat tarihinde etkili olmuş “Düşüş” temalı serisinden üç adet 16mm film de gösterilecek. Ader, doğrudanlıkla şiirselliğin kesişiminde yer alan bu filmlerde kendini yerçekimine teslim olup düşen bir figür olarak sunuyor. Ader’in filmlerinde kendi isteğiyle tekrarladığı ve asla aynı şekilde gerçekleşmeyen düşme jesti bir sonuca da ulaşmıyor. Ses gibi maddi olmayan olgularla çalışan Void ikilisi ise İstanbul’dan seçtikleri çeşitli yüzeylerin kalıbını çıkarıyor ve bu kalıpları ses çıkaran nesnelere dönüştürüyorlar. İkili, izleyiciyi kentteki saklı anılara ve izlere kulak vermeye davet ediyor.

Cyprien Gaillard’ın “Pruitt Igoe Düşüyor” adlı video yerleştirmesi ve Anne Wenzel’in “Sessiz Manzara” adlı yerleştirmesi düşüş ile çöküş arasındaki akrabalığa işaret ederken “yücelik” sorunsalını da gözler önüne seriyor. Wenzel’in bir duvar resmi, su dolu bir tank ve seramik heykelleri bir araya getiren yerleştirmesinde izleyici, adı konmamış bir felaketin ya da ondan geriye kalanların rahatsız edici ve karanlık güzelliğiyle karşılaşıyor. Gaillard’ın bir bina yıkılırken çıkan yoğun toz dumanının sessiz karelerini Niyagara Şelalesi’nin köpükleriyle arka arkaya getirdiği videosu, 18. ve özellikle 19. yüzyılda rağbet gören yıkıntı estetiğini günümüzde gösteriye duyulan iştahla iç içe geçirerek yeniden canlandırıyor.

Sergiye, Selen Ansen’in kavramsal çerçevesinin yanında sanat tarihçisi Barış Acar ve yazar Emre Ayvaz’ın kaleme aldığı metinleri içeren iki dilli bir yayın da eşlik edecek.

Selen Ansen

Selen Ansen (1975) İstanbul’da yaşayan bir küratör ve sanat teorisyeni. Yüksek lisansını Modern Edebiyat ve Film Çalışmaları, doktorasını ise Estetik alanında tamamladı. 2009 ile 2015 yılları arasında Bilgi Üniversitesi’nde felsefe ve estetik üzerine dersler verdikten sonra, 2015’te Arter’in küratör ekibine katıldı. Arter’deki “Yara” başlıklı Berlinde de Bruyckere kişisel sergisi (2012), “Aklın Uykusu” başlıklı Marc Quinn kişisel sergisi (Arter, 2014) ve “It takes two to make an accident” [Kaza yapmak için iki kişi gerekir] başlıklı karma serginin (HISK, Belçika, 2015) küratörlüğünü yaptı.

Arter

İstiklal Caddesi No: 211

Beyoğlu, İstanbul

GANDER_1

paylaş/share...Share on FacebookShare on Google+Pin on PinterestTweet about this on TwitterShare on LinkedIn
Loading...