‘KÜÇÜK, DAHA KÜÇÜK, EN KÜÇÜK…’

CARTE BLANCHE : SERKAN ÖZKAYA & PAULINA BEBECKA

 

VOLKAN ASLAN ANDREW THOMAS HUANG NIKI DE SAINT PHALLE
BOGYI BANOVICH DARIA IRINCHEEVA PUSSYKREW
OLAF BREUNING KRISTEN JENSEN RYDER RIPPS
JOHN BYAM RICHARD IBGHY & HARRIET SALMON
JAMES CASE-LEAL MARILOU LEMMENS AGATHE SNOW
ASLI ÇAVUŞOĞLU AUSTIN LEE RADEK SZLAGA
JENNIFER CATRON & GREGG LOUIS ALI EMIR TAPAN
PAUL OUTLAW LAURA MURRAY XU WANG
MONICA COOK JONATHAN MONAGHAN LAWRENCE WEINER
C.J. CHUECA JENNY MORGAN NICK VAN WOERT
BURAK DELİER MERVE MORKOÇ ELLIOTT YOUNG
HUGH HAYDEN NARCISSISTER

25   MAYIS – 25 HAZİRAN 2016

AÇILIŞ: 25 MAYIS, ÇARŞAMBA 19.00-21.00

Galerist  ‘Carte Blanche‘ sergilerine, Serkan Özkaya ve Paulina Bebecka‘nın küratörlüğünü üstlendiği ‘küçük, daha küçük, en küçük…‘ sergisi ile devam ediyor. Küçük nesneler ve büyük fikirlerden oluşan sergi 25 Mayıs – 25 Haziran 2016 tarihleri arasında Postmasters Gallery, New York işbirliği ile gerçekleşiyor. Porselen heykel, üç boyutlu baskı, bronz gibi geleneksel malzemelerin yanı sıra daha az geleneksel olan pikseller ve sözcüklerden inşa edilmiş objelerden oluşan sergideki yapıtlar 33 sanatçı tarafından, 1980’den günümüze uzanan geniş bir zaman diliminde üretildi. Boyutları 3 ile 70 santimetre arasında değişen eserler, aşk, sofu tarikatlar, Americana, bio-teknolojik hücreler, göçebelik, kimlik, simya, ekonomik denge, dijital kalıntılar ve daha birçok kavram çevresinde örgütleniyor.

Sevgili izleyici, bu sergi küçük boyutu yeniden keşfetmemize yarayacak mütevazi bir oneri. Eğer sergiyi gezdikten sonra hala kendinizi iyi hissetmiyorsaniz lütfen galeriden çıkmadan önce bronz burnu hafifçe bir okşayın, kim bilir belki şansınız açılır!

Çağlar içerisinde sanatçılar, heybetli fikirleri sanat aracılığıyla kafamıza ve kalbimize sokmayı başardı. Bu serginin oluşma aşamasında, en manidar tecrübeler, yine sanatçılarla, çalıştıkları kavramlar, takıntılar, hayalgücü, bilgi, birikim ve yorumları ile yaptıkları tartışmalar sırasında yaşandı. Serginin başlığı ‘küçük, daha küçük, en küçük…‘ ise yine benzer bir karşılaşma sırasında, bir akşam yemeği davetinde şair Robert Fitterman’in ağzından dökülüverdi.

Niki De Saint Phalle - 'BAIGNEURS OU DANSEURS - BATHERS OR DANCERS', 1980-1981

Niki De Saint Phalle – ‘BAIGNEURS OU DANSEURS – BATHERS OR DANCERS’, 1980-1981

Kudretli eleştirmen Roberta Smith’in “en sevdiğim yapıtlar, taksiye binerken kucağına aldıklarındır” dediği rivayet edilir.* Sanatın değerli fikirleri içermesi için büyük bir biçime bürünmesi belki de zorunlu değildir. Büyüklük yapıt için belki tamamen tesadüfi bir ölçüdür. Heykelin fiziksel boyutu izleyici için bedene dair bir ölçüt elbette ve bu bağlamda Richard Ibghy ve Marilou Lemmens’in 14. Istanbul Bienali’nde sergilenen çubuk, iplik ve folyodan yapılmış küçük boyutlu, hassas grafik heykelleri; karmaşık ekonomik teorilere ve günümüzdeki istatistiki verilere gönderme yaparken, göze de son derece hoş görünüyordu. Bu sergi için Ibghy ve Lemmens ‘Kralın Tum Atlıları’ isimli yeni serilerini, basitleştirilemeyecek ekonomik denge kavramı üzerine geliştirdiler. Grafik heykellerle başlayan arayış, sanat tarihindeki diğer devasa kavramların mütevazi birer örneklenmesinde son buldu.

New York’ta yaşayan Perulu sanatçı C. J. Chueca, Evsizler İcin Birliktelik’te çalıştığı evsizlerin portrelerini yapıyor. Tavla zarı, silgi, çubuk veya karton gibi gündelik nesnelerle işe koyulan Chueca, heykelleri özenle porselen fresklere dönüştürüyor. Satışların gelirinin hatırı sayılır bir kısmı Evsizler  İçin Birliktelik’e gidecek.**

Şeytani olanın mistik ekseni, sergi boyunca neredeyse bir Leitmotiv görevi görüyor. İngiliz sanatçı Elliot Young’ın görünüşte masum ve albenili ama kanserojen barut boyası ile kaplanmış minik bardakları; pek de komik sayılamayacak atom bombası dumanını andıran Olaf Breuning’in mizahi işi Kaboom; Jennifer Catron ve Paul Outlaw’ın Cennetin Kapısı tarikatının kitle intiharını betimleyen, kurbanların minik ranzalarının yanında duran 39 siyah-beyaz Nike ayakkabısı bunlardan sadece bazıları.

İroni ve çok anlamlılık kendini Aslı Çavuşoğlu’nun Ürdün’de bir sokak satıcısından aldığı -belki hakiki belki taklit- Roma kalıntılarını Galerist’te pencere kulbu olarak kullanmasında gösteriyor. Yine benzer şekilde Burak Delier’in Küçük Adam’ı galeride olduğu kadar sokakta da anlamlı. Her an arabanızın lastiğini patlatabilir bu kendi küçük ama işlevi büyük adam.

Öte yandan küresel ısınma serginin bir başka teması ve Laura Murray’in altın ağustos böceği ordusu; Bogyi Banovich ve Pussykrew’un spekulatif gelecek yaşam biçimleri -makinalarla biyolojik organizmaların mutasyonundan ortaya çıkan üç santimlik tek hücrelileri- Andrew Thomas Huang’in, Timothy Morton’un “hiper objeleri”nden esinlendigi, farklı yüzeylerde donup duran Hiperderi obeği, belki de bize günümüzdeki, tevazu sahibi olmanın tam aksine, her yeri istila eden, zamanın farklı katmanlarında, insan bilincinin dışında diğer nesneler ile farklı yönelimlere sahip varlıkları hatırlatıyor.

Ryder Ripps ise en popüler internet karakterlerinden Kurbağa Pepe’yi bu kez 18 karatlık altından 400 gram ağırlığında bir heykele dönüştürüyor -bu büyük ihtimalle dünyadaki en nadir Pepe! Nadir Pepe ya da Neden İnternet Sonrası Sanat Sıkıcı’nın kendi websitesi de mevcut: goldpepe.com. Bu heryerde görmeye alışık olduğumuz video 2005’te dolaşıma girdi ve annenizin Facebook sayfasından tutun da Miley Cyrus’un sitesine kadar ulaştı. Bu karakterin ironisi ise dijital bir çıktının bir başkasından daha nadir olabilme potansiyeli ve tabii işin esprisi de bu!

Paulina Bębecka ve Serkan Özkaya

*Rivayet, çünkü bir türlü yazılı kaynağa ulaşamadım ama bunu söylediğinden eminim. (Paulina)

Olaf Breuning - 'Kaboom', 2015,wood,paint,23cmx8cmx26cm
Olaf Breuning – ‘Kaboom’, 2015,wood,paint,23cmx8cmx26cm
paylaş/share...Share on FacebookShare on Google+Pin on PinterestTweet about this on TwitterShare on LinkedIn
Loading...