Paul Ryan Simmons // A.İ.R

w6 yeni.indd

w6 yeni.indd

David Lagares:  Bugün dünyaca ünlü sanatçı Ryan Paul Simmons’la, ALAN Istanbul’daki sergisi hakkında konuşacağım. Sana sergideki seçimlerinle ilgili sorular sormak istiyorum. Sergiyi gezen herkesin ortak düşüncesi, Atatürk’ün serginin odak noktası olduğu üzerine. Seni Atatürk’ün resmini yapmaya iten şey ne oldu?

Ryan Paul Simmons: Atatürk’ün kendi zamanında çok güçlü bir adam olduğunu hissettim. O, zamanının ilerisinde, insanlar için önemli olan ve onların kendileriyle bağdaştırabilecekleri sözleri söylemeye çekinmeyen, çok yönlü, renkli ve zeki bir adamdı. Bu yüzden onu rengârenk betimledim.

D.L: Resmi gördüm, fevkalâde olmuş, fakat onun ağzını kapattığını farkettim, neden?

R.P.S: Çünkü inanıyorum, ve –saygıyla– umuyorum ki Türkiye halkı bu mesajı algılayacak; hâlâ Atatürk bayrakları asılıyor… O artık bizimle değil. O artık konuşamaz ve şimdi sıra sizde.

D.L: “Up in Smoke” (dumanlar içinde) diye bir resim var, benim de sergideki en sevdiğim resim. Bu resmi yapmanı sağlayan şey neydi?

R.P.S: “Up in Smoke”… Nargile burada çok yaygın. Çay içmekten bir farkı yok. O yüzden İstanbul’da ve İstanbul hakkında yapılacak bir sergide onun da mutlaka dahil edilmesi gerektiğini hissettim.

D.L: Çok ama çok popüler olan, bu ülke için çok şey ifade eden bir resim hakkında sana bir soru sormak istiyorum. Adı “Living on a Prayer” (dua ile yaşamak). Bu resimde esin kaynağın neydi?

R.P.S: “Living on a Prayer”… Yıllardır resim yapıyorum ama kendimi bir sanatçı olarak görmedim, görmüyorum. Başka insanlar ise beni sanatçı olarak gördüler, bence bu önemli çünkü bu sayede alçakgönüllü kalabildim. Ve kendime sanatçı diyebileceğim bir noktaya ulaşmayı istiyorum. Sadece etiket olarak kalmasın.

D.L: Fakat aslında uzun bir süredir sanatçı olarak çalışıyorsun. Ama kendini sanatçı olarak görmedin.

R.P.S: Yıllardır resim yapıyorum… Ama hayır, kendimi asla sanatçı olarak görmedim.

D.L: Peki sanatçı olduğunu ilk ne zaman farkettin?

R.P.S: 8 Ekim 2013’te, saat 05:03, New York’ta

D.L: O anda ne oldu?

R.P.S: Normalde tek bir resmi yapmam yaklaşık bir ay, yani dört hafta, beş hafta civarı sürer. Fakat kendime 12 resmi yapmak için sadece 5 hafta verdim. Normalde baskı altındayken daha iyi çalışıyorum.

D.L: Peki bunu nasıl başardın? Neredeyse imkânsız gibi.

R.P.S: Bir galeri sergisi yapmak için yıllarca bekledim. Alan Istanbul ile böyle bir fırsat karşıma çıkınca, o sırada doğru bir karar gibi geldi, bunu haketmiştim. Fakat bu bahsettiğim anda pes ettim ve bunu yapamayacağımı söyledim. Ve tüm ışıkları söndürdüm; atölye kapımı kapatmaya hazırlanırken ise ışıkları tekrar yaktım ve ellerimde ikişer fırça vardı…

D.L: Bu harika. Yani “Living on a Prayer” böyle çıktı?

R.P.S:  Tüm serginin temeli o.

D.L: Fevkalâde. Şimdi de sergi için önemi büyük olan bir başka eserden bahsedelim. Bu sergide bir resim var, ve sergi için çok önemli, ve senin için de çok önemliymiş gibi görünüyor. İsmi “Respect” (saygı). Bu resim hakkında neler söyleyeceksin?

R.P.S: Bunun için çocukluğumdan bahsetmem lazım. Büyürken, inanmamı söyledikleri din ile yetiştirildim. Saygı her zaman yoktu. İnsanlar saygılı olmaya çalışıyorlardı ama birçoğu da uzak duruyordu.

w6 yeni.indd

D.L: Bunu farkettiğinde kaç yaşındaydın?

R.P.S: Sekiz, dokuz?

D.L: Ve onların saygının ne olduğunu bilmediğini mi farkettin?

R.P.S: Evet öyle. Bu yaşta farklı şeyler ilgimi çekerdi, bu yüzden dışlanmış olduğumu söyledim. Benim yaşımdaki diğer çocuklar benim ilgilendiğimden farklı şeylerle ilgilenirdi. Onlarla oynamaya çalışırdım ama ilgim başka yerdeydi.

D.L: Tekrar kiliseye dönersek, orada saygı olmadığını farketmiştin. Bunu biraz açabilirmisin?

R.P.S: Örneğin, kiliseye girdiğinizde, kutsal suyu alıp teninize sürmeniz gerekir. Bazıları bunu yapıyordu, bazıları ise yapmıyordu.

D.L: Bunu ilginç mi bulmuştun?

R.P.S: Kafam karışmıştı.

D.L: Bazıları yapıp bazıları yapmadığı için mi?

R.P.S: Evet. Önce çok kafam karışmıştı ama ardından her şey netleşti. Bu binanın, kilisenin içinde birçok defa bulunduğunuz zaman, bir sürü paranın el değiştirdiğini görüyorsunuz. Yani adeta insanların günah işlemesine izin veriliyor gibiydi, ve sonra buraya gelip sepete para atıyorlar ve günahları kayboluyor, kendi normal yaşamlarına dönüp tekrar günah işleyebiliyorlar.

D.L: Peki bunun “Respect” resmiyle ilgisi ne?

R.P.S: İstanbul’da insanlar  kutsal mekânlarına, camiye girerken… Çok şey öğrendim, saygıyı öğrendim.

D.L: Anlatabilir misin?

R.P.S: Üç saat boyunca bir caminin önünde durdum ve izledim. Camiye giren insanlar için bir ritüel var. Daha kapıya bile varmadan önce yapmaları gereken bir şey var. Temizlik. Oturuyorlar, ayakkabılarını çıkartıyorlar, yüzlerini yıkıyorlar, ellerini yıkıyorlar, kollarını yıkıyorlar, ayaklarını yıkıyorlar, bacaklarını yıkıyorlar ve sonra ön kapıya gidiyorlar. Ayakkabılarını çıkartıyorlar; sahip olduğun her şeyi geride bırakıyor ve içeri girip saygını sunuyorsun ve odaklanmış bir hâlde kalıyorsun. Amerika ve Türkiye arasındaki fark bu: bu onlar için bir yaşam biçimi. İstanbul sokaklarında duaları duyabilirsiniz, günde beş kez okunuyor…

D.L: Öyle görünüyor ki bu deneyim seni değiştirmiş.

R.P.S: Evet öyle. Saygı hep mevcut, o yüzden serginin de bir parçası olmalı.

w6 yeni.indd

D.L: Daha buraya yeni geldim, birkaç gün oldu, çoktan o duyguyu hissetmeye başladım bile. Ve çok üst düzeyde bir saygı var. Saygıdan bahsetmişken,burada oldukça tartışmalı görünebilecek bir resmin var, ismi “Never Give Up” (asla vazgeçme). Biraz bu eserden bahsedebilir misin?

R.P.S: Bu resim başlangıçta serginin bir parçası değildi. Ama resim yaptığım o 5  haftalık süreç sırasında benim için çok önemli bir resim haline geldi. Tekrarlamak gerekirse, Atatürk konuşmaktan çekinmezdi. Konuşmak ise mutlaka kelimeleri gerektirmez. Bu dünyada sevmek istedikleri kişiyi sevmelerine izin verilmesi gereken birçok insan var. Bazıları bunun doğru olmadığını düşünüyor ama bunlar kişisel fikirler. İstanbul’da gerçekleşen ve medyada kitlesel olarak yayılan bir olaydan yola çıkarak yaptığım  “merdiven” resmi de kendini ifade etmek için bir çıkış noktasıydı. Sevmeyi seçtiğim kişi bu, bu benim yaşam tarzım, ben senin nasıl yaşayacağına karışmıyorum.

D.L: Bu inanılmaz. Sıradışı bulduğum bir resim var, çünkü çok basit ama çok büyük bir mesaj taşıyor. İsmi “This way” (bu yoldan) 

R.P.S: Toplumda, yine kendim için konuşacak olursam, insanlara ne yapacağını söyleyen bir sürü tabela var, buraya park yapmayın, burada yürümeyin, tek yön… Neden?

D.L: Değişkenler…

R.P.S: Neden? Neden? Üniversitede okuman gerektiğini söylerler, bunu yapmalısın, sofraya ekmek koyabilmek için eve para getirmelisin. Neden? Başarılı olmak için neden bunu, bu adımları izlemeliyim? Neden kendi yöntemimle yapmıyorum? Böylece bu resmi, “This Way”i yaptım, çünkü bu şekilde yapılması gerekiyordu. Çünkü hayallerimiz etrafımızda – bize hayallerimizin orada olduğunu, oraya gidip onları almanız gerektiğini söyleyen oklar yok. Birisiyle yaptığınız her konuşmada açılan fırsat kapıları var. İnsanları tek bir kelimeyle, tek bir bakışla, bir kıvılcımla aydınlatabilecek yaşlı bir adam olabilirdim. Ve böylece hayallerinin ne tarafta olduğunu bilirlerdi.

D.L: Bu konuda sana katılıyorum. Yine tartışmalı ama aynı zamanda da aydınlatıcı bulduğum bir resim var. “Unveil” (perdeyi kaldır).

R.P.S: “Unveil”. Şöyle başlayayım: bu sergiyi yaparak kendimi daha da zorlamak istedim. Kendine sanatçı mı diyeceksin? Haydi, görelim bakalım nelere sahipsin. Önümdeki mücadele buydu.

w6 yeni.indd

D.L: Resimde örtülü bir kadın var. Fakat yine de bizi onu görme fırsatını veriyorsun.

R.P.S: Bu resmin ilgilendiği sorun, ki sergide yer alma sebebi de bu: insanların diğer insanları görünüşlerine göre değerlendirdiğini hissediyorum. Eski bir söz var, Türkçe’ye aktarılır mı bilmiyorum, ama Amerika’da şöyle: “bir kitabı asla kapağına göre değerlendirme”.

D.L: Yani bir diğer deyişle kapağın altında ne olduğuna dair herkesin kendi fikri olacak…

R.P.S: Umudum bu yönde… İnsanlara ne hissetmeleri gerektiğini söyleyecek birisi değilim. Bu onları olumlu ya da olumsuz şekilde etkiliyorsa; verilen mesaj bu.

D.L: Teşekkürler. “HiStory” (tarih/onun öyküsü)… Bu resim ne hakkında?

R.P.S: İki şekilde okunabilen bir kelime. History veya His Story. Tek bir kartpostal. Ama iki kartpostal görüyorsunuz çünkü arka yüzü de gösterilmiş. İstanbul’a gelmeyi düşünmeyen insanları buraya davet etmek istedim. Çünkü özel bir şeyi kaçırıyorlar. Şimdiye kadar deneyimledikleri her şeyin kökeni burada. Dünyada iki ayrı kıta üzerine oturan tek şehir. Doğu, batıyla buluşuyor.

D.L: Çiçekler – peki çiçekler ne anlama geliyor? Görünüşe göre birisi bir silah tutuyor.

R.P.S: Çiçekleri bir şekilde fırlatmak gerek. Çiçekler belki de insanları İstanbul’da karşılayan bir hükümet görevlisi tarafından atılıyor. Biber gazı ateşleyicisinin benim tarafımdan yorumlanmış hali. Silah kullanılmamasını tercih ederim. Sadece biber gazı için kullanılmamalı. Ve kartpostalı ben göndermedim, Atatürk gönderdi.

D.L: Yani bu resim inanç hakkında… Seni “Resilience”a  (dirençlilik) yönlendirmek istiyorum. Tarihle bir bağlantısı var, ve çok güncel bir konu. Anlatabilir misin?

R.P.S: İstanbul çok eski. Türkler çok gurur duyuyor. Her yerde sanat var. Grafiti çalışmaları inanılmaz. Yıkılan binaların duvarlarında grafiti vardı, artık onları kimse göremeyecek, ama yıkılmadan önce birçoğunu görme şansım oldu.

D.L: Ben de bugün birçok grafiti gördüm ve harika ifadeler içeriyorlardı.

R.P.S: Evet. Ön planda dikenli tel var, bir algı yaratmak ve aynı zamanda bir mesaj vermek istedim. İstanbullular İstanbul’u koruyorlar; gelen herkesi hoş bir şekilde karşılıyorlar ama kenti korumaya devam ediyorlar. Burada gurur var. Sarı dikenli telin tek amacı renkleri dengelemek değil, bunlar sert dikenli teller değil. İnsanlara zarar veremezler; sadece ima ediliyorlar…

D.L: Oldukça ilginç bir benzetme. Şimdi eğlenceli olduğunu düşündüğüm bir çalışma hakkında soru sormak istiyorum, “Bring It Home” (eve getir). Bu eserdeki mesaj nedir?

R.P.S: “Bring It Home”… Anladığınız gibi Amerika’ya özgü bir deyim, eğer bir şeyi çok istiyorsanız gider, onu alır ve eve getirirsiniz. Hayalinizin gösterdiği yöne doğru gidersiniz, onu elde edersiniz ve eve getirirsiniz.

D.L: Bence bu harika bir yanıt. Serginin geneli hakkında ne düşünüyorsun?

R.P.S: İnanamıyorum. Kendimi bu kadar zorlayıp resim yapmak için sadece 5 hafta süre tanıdığıma inanamıyorum. Ve bunu başardım. Yapamayacağım ne var?

D.L: Bu muhtemelen doğru, ama sohbetimizden anladığım kadarıyla senin yapabileceklerinin sınırı yok.

R.P.S: Olduğunu zannetmiyorum.

D.L: Çünkü bu sergide çok fazla konuyu birden incelemişsin, diğer insanların açmaya teşebbüs bile etmeyeceği konular bunlar. Bu konularla doğrudan yüzyüze hesaplaşmışsın; bu cesaretini gösteriyor. İstanbul’a tekrar gelmeyi düşünüyor musun?

R.P.S: Kesinlikle.

D.L: Harika. Çok güzel bir sergi. Zamanını ayırdığın için çok teşekkür ederim.

paylaş/share...Share on FacebookShare on Google+Pin on PinterestTweet about this on TwitterShare on LinkedIn
Loading...