Semra Aydınlı

Arzulanan Estetik_

Semra Aydinli

w7 web N-46 coptry

Efe Korkut Kurt : “Arzu” son dönemde estetik üzerine düşündüğümüz zaman ufuk açıcı  bir kavram olarak önümüze çıkıyor. Tasarımcı/mimar – mimari üretim/eser – kullanıcı/ izleyici üçlüsü aralığında “arzu” estetik bağlamında ne ifade ediyor?

Semra Aydınlı: Günümüz metropol yaşamında mimarlığın simgesel ve imgesel gerçekliği arzu duygusunu tetiklerken aynı zamanda da arzu yanılsaması yaratıyor; bu olgunun kentsel yaşamı estetize ettiği söyleniyor. Kartezyen tasarıyla birlikte ‘özne’ye dönüşen insanın geriye kalan her şeyi karşısına alarak kendine ‘nesne’ edinmesiyle sanat arzu yanılması yaratarak estetize edilmiş oluyor. Lacan arzu yanılsamasının anlam kaymasına yola açabileceğini şu sözlerle ifade eder: “bir nesne birdenbire benim arzumun nesnesi olarak töz değiştirebilir; diğerleri için sıradan olan bir nesne benim için libidinal yatırımın odak noktası olabilir”. Çoğu zaman bu tür ilişkilerde ortaya çıkan muğlaklık ve onun yarattığı uyarıcı güç, merakı tetikleyen bir motivasyon ve arzu kaynağı da olabiliyor. Ancak arzu yanılsamasının eleştirel düşünceyi tetikleyen, hayal gücünü harekete geçiren birçok yönü olmasına karşın, kimi zaman pazarlama stratejisi olarak kullanılan yüzeysel bir boyuta da var.

Arzu kavramının paradoksal yapısını yansıtan bu eleştirel düşünce ile estetik hazzın sahiciliğini ve samimiyetini tartışmaya açmak, günümüz mimarlık sanat ilişkisine farklı açılımlar getirebilir. Arzu yanılsaması yaratan mimarlığı idealize edilen çağdaş mimarlık uygulamalarının ötesinde anlama; çağdaş sanatla ilişkisi içinde mimarlığın olası hedonik yapısını yakalama çabası olarak düşünülebilir. Buna karşın çağdaş sanatın estetik paradigması Deleuze’un deyişiyle bizi içine katarak durağanlığımızı sarsan bir yoğunluktur; iletişimi sekteye uğratan karşılaşmaların yaşam pratiğine dönüşmesini sağlayan yaratıcı bir ‘oluş’ olarak tanımlanabilir. Estetik paradigma Felix Guattari’ye göre öznellik üretimi: karşılıklı bağımlılık içeren kavramsal ağ ile üretken düzenekler üzerine inşa edilen yapıt, fantazmalar dünyası, estetik seyredişin içinde bir öznelleşme aktarımı adeta.  Marcel Duchamp’ın yaratıcı süreç hakkında ortaya koyduğu önermelere benzer bir yaklaşımla Guattari bakan kişiyi yapıtın eş yaratıcısı olarak kabul eder. Bu açıdan bakıldığında, çağdaş estetik, bireyin dünya ile ilişkisinde sürekli bir öznellik üreten, kendi kendini zenginleştiren ilişkisel bir deneyimdir. Deneyimin ötesinde, içkinlik ortamında estetik duyarlılık ve etik sorumluluk karşılıklı bağımlılık ilkesiyle birbirinin yerine geçer; ve öznellik üretimi alımlama edimi ile sonsuza dek sürer. Adorno’nun estetik kuramı – ‘çağımızın sanat yapıtı, onu yaratan ile algılayan arasında ortak bir uzam kurmalı; algılayan-algılanan ara-uzamında beliren gerçeklik algısı ‘anlama’ ya yol açan bir mutluluk vaadi sunmalı’ –   çağdaş estetik paradigma için önemli ip uçları taşır. Bakan kişinin kendi dünyası ile bakılan nesnenin sunduğu dünya arasında olagelen ve süregiden diyalog, öznellik üretimi ile estetik deneyimi bir ara-uzam gerçeklik olarak görünür kılar. Bu bağlamda üreten üretilen, diğer bir deyişle tasarlayan tasarlanan ilişkisinde de arzu kavramının paradoksal açılımı “yeni” olanın yaratılmasında önemli rol oynar. İlişkileri anlama ve yorumlama odaklı bir üretim sürecinde sanat ve mimarlık onu izleyen yerine onu deneyimleyen tarafından varlık kazanır. Dolayısıyla, kullanıcı / izleyici yerine deneyimleyen kişinin beklentileri arzu kavramının yeniden düşünülmesini; bilinenin ötesinde aykırı bir deneyim tasarımını önceleyen çeşitli denemeleri öngörür. Güncel sanatın ve mimarlık üretiminin deneyim sunan bir ortam yaratma meselesi olduğunu söyleyebiliriz.

E.K.K.: Kent ve mimarlık Rönesanstan beri sanatçıların ütopya üretimi için yöneldikleri alanlar olageldi. Bugün etik ve estetik birlikteliği üzerinden düşünürsek mimarlığın bir umut ve mutluluk vaadi söz konusu olabilir mi?  

S.A.: Haz ve hız çağının üretimi olan günümüz kentleri, kısa vadeli nitelik arayışının, yüzeyselliğin hakim olduğu maddi kültür / görsel kültür ortamında yeniden şekilleniyor; sahte bir ‘mutluluk vaadi’ sunan kentsel yaşam, arzulanan ‘güzel etkinlikler’ olarak pazarlanıyor.  Sanatın estetikleşmesi sürecinin bir uzantısı olarak ortaya çıkan bir tartışmada mimarlığın, görsel seyir amaçlı olarak mı yoksa kullanım ve fayda amaçlı mı olarak yapıldığı sorusu yer alıyor. Böyle bir ortamda mimarlık, sanat ve toplum ilişkisi yeniden düşünülebilir; tersten düşünmeyi tetikleyen ortamlar yaratılarak farkındalık kazandırılabilir.  Sanatın antagonistik özelliğini ön plana çıkartan çalışmaların mimarlık üretiminde de yansımaları var. Güncel mimarlık deneyimi, zaman–mekan, özne-nesne gibi karşıtlıkların birbirini yok etmeden aralarındaki farkı tanıyarak bir arada olmasından kaynaklanan çokluk ortamına gönderme yapar. Mekansallık, bu ve benzeri antagonistik gerilimlerin bir uzantısı olarak güncel sanat ve mimarlık okumasını eleştirel söylem, metaforik düşünce uzamına taşır.

Algısal Muğlaklık ile yaratılan Alan Derinliği ve Alımlama Estetiği      

Söz gelimi “alımlama estetiği” görünen ve görünür olmayan ikiliğini aşma çabasında karşıtlıkların birbirlerini yok etmeden aralarındaki farkı tanıyarak bir arada var olduğu çokluklar uzamına işaret eder. Kenti çoklu karşıtlıkların yarattığı bir gerilim ortamı olarak anlama ve yorumlama, “alımlama estetiği” nin paradoksal yapısı ile gerçekleşir.  “Alımlama” doğasında var olan “oluş” sürecini tetikler; böylece yaşamın mekan-zaman dolayımında beliren anlamı antagonizm ile kendini aşar. Eleştirel sanatın işlevi de antagonistik uzamın yaratılması olarak düşünülebilir. Tamamlanmamış imgelerin birbiri üzerinden akışı metaforik düşüncede cisimleşirken, algısal muğlaklık ile yaratılan alan derinliği ve antagonistik gerilim eklenerek çoğalan bir oluşa yol açar.  Şimdiki zamanda algısal muğlaklık ile beliren süre, olagelen ve süregiden bir akış yaratır; özne nesne dolayımında tüm refleksif ilişkileri görünür kılar ve alımlama estetiği diye adlandırabileceğimiz yaşanan deneyimi yaratır.  Çağdaş sanat ve mimarlık birer performans olarak etik sorumluluk ve estetik duyarlılık antagonizmasını sahnelerken, üretken bir yaşanan deneyim sunar.

Bacon, Self-Portrait 1971.jpg

Kent – Mimarlık ara-uzamında bir yerlerden baktığımızda, çağdaş estetik paradigma çağın ruhuna ve mekânsal deneyime göre değişen, dönüşen, gündelik hayatın içinden geçen, yaşanan bir gerçeklik olarak düşünülebilir. Kent, ticari çekiciliğin ya da anlam bilimsel değerin ötesinde bir mekânsal aralık, özne – nesne dolayımında beliren deneyim uzamı olarak kendi gerçekliğini sergiliyor.  Steven Holl, güncel kent deneyimini tamamlanmamış, fragmanlardan oluşan kısmi görüş hattında ortaya çıkan bir deneyim olarak tanımlıyor. Gerçek ya da sanal olabilen bu hatlar, rotalar boyunca hareket ettiğimizde ve önümüze açılan perspektifleri üst üste çakıştırdığımızda, deneyimin yaşanan gerçekliğin yansıması olduğuna işaret ediyor. Kısaca yaşanan gerçeklik, görünen ve görünmeyen tüm boyutların hayalgücünü harekete geçiren bir potansiyel olarak “yaşanan deneyim” i yansıtıyor.  Bugün ütopyaların olmadığı bir toplumda hayalgücü de köreliyor ve etik sorumluluk estetik duyarlılık alanını gerekli kılıyor. Böylece yaşanan deneyimin fragmanlara ayrılmış gerçekliği etik estetik ilişkisi bağlamında tek bir varlık karakterinde cisimleşiyor. Etik sorumluluk ve estetik duyarlılık ilişkisi dinmek bilmeyen devinim ile sanatın ve mimarlığın antagonizmasını gerekli kılıyor.  Güncel sanatın ya da mimarlığın varoluş nedeni bu ve benzeri antagonizm üzerinden sorgulandığında, kendine özgü ayırt edici, uyarıcı, tahrik edici cazibesini anlama ve anlamlandırma yoluyla umut  vaadi söz konusu olabilir.

E.K.K.: Zaman” insan üretimi mekanlar açısından bir yadan yaşanmışlığın getirdiği yer olma vasflarını arttırarak daha yüksek bir estetik deneyim imkanı yaratırken diğer taraftan da çok çeşitli olumsuz etkileri ve tehditleri beraberinde taşıyor. İstanbul örneğinde bu sorunsala nasıl yaklaşmak gerekir?

S.A.: Zaman kavramını mekandan bağımsız olarak düşündüğümüzde alımlama ile estetik deneyimin gerçekleşmesi mümkün değil. Örneğin son yıllarda İstanbul’da mimarlık adına gerçekleştirilen kentsel dönüşüm zaman mekan dualitesini çok iyi yansıtıyor. Geçmişi donmuş bir an olarak tasarlayan zihniyet yıkarak, hafızayı yok ederek replikası üzerinden geçmişi canlandırma peşinde; gelecek zaman kavrayışı da sanal imgeler üzerinden, fantazmalar dünyası sunma çabasında. Oysaki estetik deneyim şimdiki zamanı, geçmiş gelecek arasında sürekli bir akışa sürükleyen bir çevrede gerçekleşir. Bu nedenle zaman –mekan ilişkisi algılanan dünya hakkında çeşitli kavrayış yolları sunarken, İstanbul’ da gerçekleştirilen TOKİ konutlarında olgu-değer ikilemi olumsuz anlam dünyasına kapı aralamakta. Büyüsü bozulan dünyada rasyonelleşme ile ortaya çıkan bütün kemikleşmiş donmuş ilişkiler, zamanı mekandan koparır ve replikalar ile sahte hazlar yaratma peşine düşer. Oysaki zaman-mekan ilişkileri çokluk ortamında algısal muğlaklık ve ara-uzam gerçeklik yaratır. Bu gerçeklik düzleminde ortaya çıkan salınım ‘oluş’ a neden olur ve her defasında yeniden algılanan ve anlamlandırılan bir ortam yaratılır. Marcel Duchamp’ın sanatın katsayısı dediği olgu, sanat yapıtının uzamdaki basit varlığından hep daha ötesini hedeflemesi, tartışmaya açması da yaratılan diyalog ortamında salınım hareketi ile gerçekleşir. Duchamp’ın 1954 de verdiği ‘yaratıcı süreç’ adlı konferansta ‘yenilik başka bir yerdedir; sanatçının karşılıklı eylemi en temel bilgi kaynağı olarak görmesi ve her tür diyaloga neden olan açıklık alanı yaratması ile gerçekleşir’ söylemi de özne-nesne dolayımında yaratılan diyalog ortamının nasıl olabileceğine dair fikir verir.

 

W

 

İstanbul, çok katmanlı kültürel bir mirasa sahip olmasına rağmen onu deneyimleyen kentli ile bir diyalog kuramaz; diğer bir deyişle hiç bir zaman çoğul okumalara yol açan bir açık yapıt olamadı. Oysa çoğul okumalara olanak sağlayan bir kent – mimarlık her bir fragmanı birbirleriyle ve bütün ile ilişkisinde antagonizma ve gerilim içerdiğinden ‘yeni’ olanı, anlamada önemli ipuçları verir. Bugün İstanbul’daki kentsel dönüşüm projelerinde ise yenilik olarak ortaya konulan sahicilik jargonunu estetik deneyim ortamı yaratamıyor.  Yeni olan, ‘yeniye duyulan özlem’ olarak ütopya adına kalıplaşmış, estetize edilmiş bir algı yanılsaması yaratıyor.  Hegel, ‘sanat yapıtı ağacından kopartılmış bir meyvedir’ derken; Rilke de ‘meyvedeki çekirdek gibi üretken bir şekilde çalışıyorum’ demişti. Enis Batur da estetik ütopyanın bir enerji ve eleştirel gerilim taşıyan (çekirdek ile meyve) tohum ile ürün arasındaki üretken ‘oluş’ un elin ve dilin bütün düşlerini taşımasını, üstlenmesini, sürdürmesini diler.

Çelişkiyi üretken kılan ve yeniden düşünme aracı/ortamı/amacı konumuna getiren tamamlanmamış belirlenim, eksiklik, düşüncenin gerek içeriksel gerekse biçimsel hareketinin çatışkılı bir yapısından kaynaklanır. Oluş, çelişki içindeki terimleri boylamasına keser, her terimin karşısına onunla çelişkili olan ‘ötekisi’ni çıkartır ve sonunda çelişkiyi aşarak ‘yeni’ yi yaratır. Hiçlik göreli bir ölçüde bizzat varlığın içinde bulunur; kendinde yetersizliği, boşluğu hissettiren düşüncedir.  Genel olarak oluş – salt hiçlik ve salt varlığı soyut birer uğrak olarak barındıran – belirlenmiş ilk var oluştur. Diyalektik olarak birbirine bağlanan soyutlamalar somuta yeniden kavuşur. Tamamlanmış bir şeyin varlığı, kendi iç varlığında kendi yok oluşunun tohumunu taşır; onun doğuş anı aynı zamanda ölüm anıdır. Varlık ve düşünce için olumsuzlama yaratıcıdır, hareketin kaynağı yaşamın nabzıdır.  Bu açıdan bakıldığında, hiçlik düşüncesi evrenin sonsuz üretkenliğinin soyut bir temsilidir; zaman- mekan ara-uzamı bir tür boşluk olan hiçliğe gönderme yapar. John Dewey deneyim olarak sanat  adlı kitabında deneyimi, arzulayan bedenin dürtüsü, eksik olanı tamamlama ve bütünleme çabası olarak zaman kavramını farklı tanımlar. Karmaşıklık ve çelişki içeren her ortamda ortaya çıkan gerilim, zamana, süreye tabi olarak alışılmışın dışında bir deneyim sunar ve deneyimi edilgenliği karşısında etkin kılan bir döngü içine sokar. Bu açıdan baktığımızda zaman kavramının düşünceyi ve deneyimi üretken kılan potansiyeli yadsınamaz.

w7 web N-48 hcopy

paylaş/share...Share on FacebookShare on Google+Pin on PinterestTweet about this on TwitterShare on LinkedIn
Loading...