YAPILMAMIŞIN KİŞİSEL TARİHİ

A.Cem Şahin ”Yanlış Bahçe Toplantısı 3”linol baskı kolaj, 190×150, 2017

İşte bir sürü olay sana ve bir soru*

Bir kapıdan giriyorsun karşında lekeli, parçalı kâğıtlar var. Bir rüya anlatırmış gibi değil mi? A.Cem Şahin için Alan İstanbul’da düzenlenmiş mekân bu duyguyu üretiyor. Bir rüya deneyiminin kişisel etkinliği gibi yalnız gezmeli, yalnız ve sessiz bakmalı kâğıtlara.

Kalabalığa gerek yok, yeterince bedenle ve hikâyeleriyle karşılaşıyoruz zaten. Sese, söze gerek yok, hem işler hem de etiketleri bas bas bağırıyor zaten.

İnsan ister istemez, sunulan işlerin mutlak bütünlüğünü değil de üretim aşamasındaki yarım yamalak hallerini merak ediyor. Tüm izler, işaretler önümüzde. İçtiği çayın dumanı, sigaranın kokusu, etrafında dolanırken çıkardığı ayak sesleri ile işin yapıldığı an gözümüzde canlanıyor.

Dilin hükümranlığını ilan eden Foucault’nun döneminde olduğumuz, linol baskıların parçalanıp yeniden yapıştırıldığı mimetik etkinlik karşımızda yeterince konuşmuyormuş gibi, bir de duvara çivi ile tutturulmuş işlerin yanı başındaki ifadelerin bizi bir kenara itmesinden anlaşıyor. Şöyle ki, eşikten geçtin, gözlerin karşındaki kırpıntılara kitlenmişken, birisi fısıldıyor “inkâr edilmiş ithal bir aşkın tereddütleri…”​. Söz mü daha dikkat çekici, yoksa iş mi? Çıkıp gittiğinde imge mi kalacak zihninde, yoksa birkaç kelime mi? Belli ki hazır değilsin… Ne de olsa bir resim sergisine gelmiştin sadece. A.Cem Şahin’in son dönem eserlerinin sergilendiği Alan İstanbul’daki “Baskı” adlı resim sergisine.

Sergi mekânında gezerken, o geveze etiketlerden aykırı, inkar, yanlış, harici, dağılma ​ve kör kelimeleri dökülüyor yere. Bir olmamışlık, bir eksiklik, bir yapmamışlık karşında işleri yapan adamın kişisel tarihi gözler önüne seriliyor sanki. Ne demişti Benjamin tarih tezlerinde, ister kişisel olsun ister kamusal, tarihselci tarih hep yapılmışları, başarıları, tam ve mutlak olduklarını savunanları yazar. Oysa ki, tarih diğer şeyleri de kapsamalıdır. Anlatılmayanları, yapılmamışları, eksik kalanları, yanlış olanları da içerir gerçek yaşam ve hatta neredeyse bizim gibiler için bunlardan ibarettir. Ereğimiz, geçmişe bakarken lanetlemek ve yas tutmak değil, onun yerine olmamış olanın potansiyellerini görmek, geçmişi şimdiye çağırırken onun olup bitmişliğine ket vurarak şimdiyi bu potansiyeller ile beslemek ve gelecek tahayyülümüzü genişletmek olmalıdır. Kişisel de olsa geçmişin havını tersine taramalı, adı sanı bilinmeyeni, eksik kalanı, olmayanı hatırlamalı. Burada, sanat edimi ile mesiyanik bir hatırlama deneyimine tanıklık ediyoruz.

A.Cem Şahin ”inkar Edilmiş İthal Bir Aşkın Tereddütleri”, Detay, linol baskı kolaj, 190×150, 2017

Şahin, sanki, bir günlük tutmuş işlerinde. İşlerin arasında dolanırken yaşadığımız coğrafyanın ağırlığı ve yüzyılımızın yükünün altındaki bir adamın kişisel ruzname notlarını görüyoruz. Bazen bir çift göz, bazen bir parmaklık, bazen bir bohça imgesi olarak karşımıza çıkıyor bu notlar. Yırtılıp yeniden yapıştırılmış her bir imgeler birliği, karmaşıklığı ile her gün bu kaldırımlarda dolaşan bir adamın kafasının karışıklığının birini diğerinden ayırmadan betimliyor.

Şahin’in işleri nasıl yaptığına dair hayal kurmama rağmen, kendisi ile işleri hakkında kanlı canlı sohbet edebilme şansım oldu. Karışık kafalar, siyah-beyaz imgeler, kırpıntılar, baskılar arasında aslında kendisinin ne denli umutlu olduğunu anladım. Ruznamesine işlediği notlar, tekil ve yalnız değiller, yaşamının diyalektik varlığının öteki halleri ile de aşkınlar. Bahsi geçen imgelerden biri olan, kör ayna için, “… evet, belki dilediğin yansımayı göremezsin ama başka bir şey görürsün.” deyiverdi bir cümle arasında. Başkalık ihtimalinin getirdiği basit ve dolu umut. Tahayyülün bir günlüğün geçmiş zaman kipinde saklanmış olası çoşkuları. Geçmişten bize, belki de sadece Şahin’e seslenen olmamışların sesi kim bilir yarınlara neler taşır ve neleri oldurur? Dün aykırı, inkar edilen, yanlış ve harici olanlar bugün için neleri tamamlar? “Benim. Ama hâlâ bana sahip değilim. Hâlâ ne şekilde olacağımızı bilmiyoruz ve hâlâ çok şey eksik.” derken Bloch, umudu eksiklikte tanımlamıştı düpedüz. Günlük hayatın gerçekliğinin içinde akıp giden deneyimler, kayıplar, yenilgiler ve direncin ürünü olan ve bizi krallığa kavuşturacak saf umut.

A.Cem Şahin ”Yanlış Bahçe Toplantısı”, Detay, linol baskı kolaj, 190×150, 2017

Arzusundan bahsetti sonra, kendini ifade etme arzusundan, cinsel arzudan ve başkasını yakalama arzusundan. İşlerini nasıl da bir çırpıda yapıverdiğinden. Bir öteki temsili olarak figür beliriyor önce, sonra gerisi geliyor dedi, ancak efendi yine de benim, o figür değil, diye de ekledi. Bu, arzuların ben ve diğeri arasındaki bölünmüşlüğü ve özne olarak ben ve kendi olarak ikilemi, Ricoeur’ü hatırlatıyor ister istemez. Ricoeur, kişisel tarihimizde anlatıdan etkilenmemiz üzerine kafa yorarken; ben olarak öznenin ifade edilişinin, yani öz-anlatının onu nasıl anlatı sonrası kendi olarak bir özneye çevirdiğini vurgular. Aynı şekilde, “ben”, bir anlatıyla/işle karşılaştığında o “ben”in kişisel tarihi de yansımalar sonucunda, zamanın beslediği bir “kendi” anlatısına dönüşür, der. Bu ikili duruş ve değişim, hem bir işi tamamlandığında anlatısının özgür bir etken olarak Şahin’in kendisini dönüştürmesini, hem de benim Alan İstanbul’a girip anlatıları/işleri gördükten sonra kendi değişimimle oluşur. Anlatının/işlerin, ister öz anlatı olsun ister başkasının anlatısı olsun, dolayımlı yapısının, kişiden anlatıya, anlatıdan kişiye ve kişiden kişiye sürdüğü iz büyülü bir rotadır. Bu bir çırpıda yapılan işlerin, dolayım yolunda bu kadar uzun süre hayatta kalması ve etkin bir biçimde ifade dünyalarında dolaşması, kimsenin tahayyülü olmasa da, beklenir ve gözlemlenebilir bir devinimdir.

Zamanın tini, hem var olanı hem de olmayanı saklar. Anlatıda olmayanlar da, namevcut olanlar da, varlığı algıladığımız gibi gözümüzün önünde durur. Bu, bir günlüğün eski sayfalarını yıllar sonra okuduğumuzda da tüm ikiliği ile görünür. Olanlar-olmayanlar, tamlar-eksikler, içerdekiler-dışardakiler, yanlışlar-doğrular… Şahin, hem anlatısının gür sesi ile varlık imgelerini koyu mürekkep darbeleri ile vurgulamaktadır, hem de olmamışın melankolik ruhu ile altlarını çizerek kelimelere dökmektedir. Bir rüya âleminin beyaz küpteki temsili olan bu sergi deneyimi, insanın kendi ile anlatının görsel-sözel ifadeleri arasındaki dolayımı olabilir. Hem de şuracıkta, Asmalı Mescit Caddesi 5 numarada. Bu deneyim, böyle görülebilen, yada şöyle görülme ihtimali olan, herkesin kendi ruznamesine ayrı bir not olarak düşebileceği bir deneyimdir.

*Brecht -Üç Kuruşluk Opera.

ÜLGEN RÜZGAR

paylaş/share...Share on FacebookShare on Google+Pin on PinterestTweet about this on TwitterShare on LinkedIn
Loading...