BARN Arch’ın tasarımı bir ifade ve hareket alanı olarak konumlandıran yaklaşımı, mimarlığı konvansiyonel sınırların dışına taşıyor. Sanatçılarla kurulan işbirlikleri, kimi zaman projelerin temel anlatısına dönüşüyor ve ortaya beklenmedik derecede katmanlı işler çıkmasını sağlıyor. Yapısal öğeler yalnızca işlevsel değil, aynı zamanda kullanıcıyla kurdukları ilişki üzerinden güçlü birer hikâye taşıyıcısına dönüşüyor. Malzeme ise, form, doku ve bağlam arasında sürekli yeniden keşfedilerek tasarımın kelime dağarcığını zenginleştiriyor. Ağacan Bahadır ve Tümer Keser ile yaptığımız röportajımızda bu özgün ve eleştirel yaklaşımın ipuçlarını bulabilirsiniz.

Redbull Music Academy Stage, Istanbul, 2016

Genel olarak tasarım anlayışınızı özetleyebilir misiniz?

Tasarımı söz söyleme ve harekete biçimi olarak görmekteyiz, anlayışımız ya da yaklaşımımız ürettiğimiz sözlere istinaden şekilleniyor diyebiliriz. Bu sözler genellikle var olan sınırları muğlak hale getiren, çizginin öteki tarafına sıçrayarak mimarlığı konvansiyonel pratiğinin dışında var etmeye çalışan işler üretmemizin yolunu açıyor. Bugüne değin ekseriyetle mekan yaklaşımları, materyal kullanımları, ölçekler ve geçicilik-kalıcılık kavramlarına ilişkin çalışmalarımız düşünüldüğünde bu anlayışa proaktif-prodüktif ve eleştirel diyebiliriz.

 Futurave Night, Istanbul, 2019

Projelerinizde sanat ve sanatsal üretimleri nasıl bir metod ile kullanıyorsunuz? Bunu tasarım karakteriniz bağlamında değerlendirebilir misiniz?

Esasen bizim dışımızda gelişen üretimleri mümkün mertebe ofisteki tüm paydaşlarımızla birlikte yakından takip etmeye özen gösteriyor ve paylaşıyoruz. Tasarım sürecinde bu sayede sadece iç üretimlerimizden değil başka sanatçılar ile işbirliklerinden de faydalanıyoruz. Öyle ki bazen projenin ana metninde mimari söylemden ziyade yaptığımız işbirliği ve sanatçının işinin üzerine kurgu oluşturulmasını isabetli buluyoruz. Bu durum ortaya çıkan işin, beklentinin ötesinde bir anlatıya sahip olmasının önünü açabiliyor.

Ayı Pub, Istanbul, 2022

Yapısal bir öğe sizce ne zaman sadece işlevini aşar ve anlatı kuran bir araca dönüşür? Bu eşiği belirleyen şey sizce nedir?

Tüm yapısal öğelerin bir anlatısı olduğundan söz edebiliriz lakin bu anlatının gücü ya da eşiği değişkendir. Yapısal öğeler projenin bağlamına göre bir bütünü tek başına oluşturabilir ya da birden fazla öğe ile temelde başarılı bir harmoni kurarak temsil yapabilir. Bizim için temsil eşiğinin sınırları kullanıcı üzerinde bırakmayı planladığımız etki ile doğrudan ilişkilidir. Bununla birlikte yapısal öğelerin ilişkileri neticesinde ortaya çıkan detay çözümlerinin, anlatının zenginleşmesinde ciddi rolü olduğunu ve kullanılan materyallerin potansiyelini ortaya koyduğunu düşünüyoruz.

1. Bomontiada, Istanbul, 2022 2. Futurave Night, Volkswagen Arena, 2019

Malzemenin karakteri sizin için daha çok formla mı, dokuyla mı, yoksa bulunduğu bağlamla mı şekillenir? Projelerinizin tasarım sürecinde bu üçlü arasında nasıl bir önceliklendirme yaptınız?

Proje üretim süreçlerimizde bu üç kriter öncelikleri ve sıralaması yer değiştirerek sürekli rol alır. Daha öncelikli olan basitçe; kurmak istediğimiz cümleyi özgün doğru kelimeler ile kompoze etmek diyebiliriz. Bunun için de materyal araştırmalarımızı çeşitlendirmek ve bu kelime dağarcığını geniş tutmak daha kritiktir. Proje süreçlerinden bağımsız olarak malzeme araştırmalarımız sürekli devam eder. Karşılaştığımız, keşfettiğimiz farklı form ve dokular bulunduğumuz bağlamla tekrardan uzak sağlıklı ilişki kurmamızın yolunu açar diyebiliriz.

Röportaj: Deniz Alkanlar

Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on facebook
Share on twitter
Share on pinterest