1920’lerde inşa edilen Amsterdam’daki eski bir kilise mimari dönüşüm ile modaya uygun bir otel olarak yeniden tasarlandı. Bina canlı ve hareketli bir mahallenin kalbinde yer alıyor. Önemli konumaki bu bina; ilginç, dikat çekici kentsel bir karakter oluşturmak için tasarımcılara fırsat vermiş. Mekansal kurgu genelde toplu buluşma ve karşılaşmaları desteklerken kompakt odalar gizliliği sağlıyor. Mevcut tuğla kemerler tarafından tanımlanan iç mekan, ahşap mobilyalar ve cesur, çatışan renklerle dengeli bir bağ kuruyor.

Kiliseyi hostele çevirme kararını nasıl aldınız? Gelen tepkiler ve tasarım süreci nasıl ilerledi?

Kiliseler, halkın toplanacağı ortak yerlerdir. Bu kilise mahallenin sosyal merkez üssüydü. Ancak Hollanda’da birçok kilise bugün kendilerini boş ve satılık buluyor. Bu yapılara her zaman büyük bir sevgim oldu. Bunları BUNK Otellerine dönüştürmek için mevcut iki eseri kullandık. Bir kez daha gezginler ve mahalle insanları için bir sosyal merkez üssü olmaları dileğiyle.

Elbette bir kiliseyi otele dönüştürürken malzemeleri yeniden kullanmak ve anıtsal unsurları kurtarmak ve entegre etmek sürprizlerle dolu bir süreçtir. Ama eğlenceli sürprizler. Örneğin, Amsterdam’daki kilisede tüm deneyime eklediğimiz gizli bir merdiven bulduk. BUNK kavramının temeli olan toplumsal mucizeye mükemmel uyuyor.

Üretici ve her yeri ayrı bir yaratıcı sürprizle dolu hostel için ilham kaynağınız neydi?

İlhamım Burning Man ve o festivalin ziyaretçilerinin etkileyici yaratıcılığıydı. Her köşede hayal gücünüzü tekrar tekrar gıdıklayan bir sürpriz var. Bu mucizeyi BUNK’un her küçük detayına entegre etmeye çalıştık. Standart bir şey yok. Her şeyde küçük bir cevher taşı var.

 

Röportaj: İrem Efe

Share on linkedin
Share on whatsapp
Share on facebook
Share on twitter
Share on pinterest